ALİ MERT...

ALİ MERT...

Bir Gün Mutlaka...
Auto insurance
tickets to wicked Lions tickets

ALEVİLERE AÇILMAK, ALEVİLERİ AÇMAK VE EMPERYALİZM

9/1/2008
Kategori: Bana Ait

            Malumdur, “Kürt Sorunu”na (!) yüksek öneme sahip aydınlarla (!) çözüm bulan iktidar, “Alevi Sorunu”na (!) da yeni bir çözüm önerisi getirdi. Olmayan bir biçimde, iftar yaparak. Muharrem Orucu’nun iftarının olmaması ayrı bir sorun olarak ele alınmalıdır.

 

            Herkes neden iktidara ateş püskürüyor anlamış değilim. Başbakan, seçim sonrası konuşmasına uygun olarak herkesi kucaklama çalışmalarına devam ediyor. Aynı biçimde, yıllar önce Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk, laiklik gibi konulardaki görüşlerine de tutarlı işler yapıyor. Değiştim dediği duruma da gayet uygun girişimler bunlar.

 

            Öncelikle konuyu iki açıdan ele almak gerekiyor. İlki, en acı olanıdır. Aleviler ve Alevilik. O kadar baskı görmüş ki kendilerinin kökeni hakkında bilgi verecek kitabı bile yazıp saklayamamışlar. Osmanlı yönetimi öyle kellelerini almış ki üst düzey yöneticilerde, sırf kelleri kuyuya gömmekle ünlü olduğu için Kuyucu ismiyle anılan olmuştur. Zorla mezhebi değiştirildiği yetmemiş, konuştuğu ana dili, etnik kökeni korkudan değişir olmuştur. O da yetmez ki diyecekken bir ara dönem yaşanmış. (Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda, Anadolu’da İslamiyet’in yerleşmesinde Bektaşilerin oynadığı roller ayrıca ele alınmalıdır.) Osmanlı’nın bu anlamda kötü mirasını kabullenmeyen bir ara dönem: Kemalist dönem. Çok uzun sürmemiş, karşı devrim iktidarı bu konuda da üzerine düşeni yapmıştır. Aleviler devletin üst yönetimlerine getirilmediği gibi, hırs bitmemiş cayır cayır yakılmış, kundaktaki bebekler bacaklarından tutularak ortadan ikiye ayrılmış, o kadar ki devletin Adalet Bakanı olan yaratık, bunu yapanların savunmasını, gururla üstlenebilmiştir. Yetmez, devlet Sünni köyleri silahlandırır, Alevi köyler ne olur? Sayın Cemal Şener yıllardır, belgelerle onlarca kitap, makale yazdı. Oradan daha ayrıntıyla bakılmalıdır. Annesi ve kız kardeşiyle hiç çekinmeden ilişkiye girdiğini(!) beyinden üretemeyeceğine göre, farklı organlarından üreten bir anlayış, elbette ki Alevilere yaklaşmak için köşe bucak kollayacaktır. Siz bir inancı bu kadar darmadağın ederseniz, sonrasında olacak sakatlıklara zemin hazırlarsınız. Siz bir insan ben Cami’ye girmeyeceğim derken, onu zorla Cami’ye sokmaya çalışırsanız; ben buyum derken, hayır sen busun derseniz bunlara zemin hazırlanır. Örneğin; emperyalizm, PKK’yı da destekler, Türkiye Cumhuriyeti’nin hükümetlerini de destekler. Bu bir çelişki değildir. Bu işin, emperyalizmin ta kendisidir. İşte benzeri bir oyun daha hazırlanıyor.

 

            İlk açıdan baktık. Demek ki siz birini bu kadar döverseniz, bugün yaşananlara zemin hazırlarsınız. İş bununla  bitmez. İkinci açıya da tam burada bakmak gerekiyor. Aleviler ve siyasi duruşu. Hatırlarsınız, bilmem kaç kez Hacca giderek Cennet’te yerini perçinlemeye çalışan; ama, iktidarda ise halka yaşattıklarıyla ve kendi yaptıklarıyla çelişkileri körükleyen bir Başbakan, Başbakanlık konutunda “tarikat şeyhlerine” iftar yemeği vermişti. (Benim inancıma göre Alevilik bir tarikat değildir, bir mezheptir. Karşılaştırmam o açıdan olmayacaktır.) Bugüne kadar laiklik ilkesine sıkı sıkıya sarılmayı bir sorumluluk belleyenler neden karşı çıkmıştı buna: Din siyasete alet edildiğinden. Doğruydu da. Peki, bir Başbakan, bu sefer de yeşil İslam yorumuna değil de kızıl İslam diyeceğimiz bir yoruma yemek verecek. Sorun yeşilde, kızılda mı yoksa dinin siyasete alet edilmesinde mi? İşte tüm sorun burada yatmaktadır. Üstelik bu Başbakan, Karacaahmet Sultan Dergâhı’na elinde çiçeklerle ziyarete gelmemiş, dozerleri o dergâhı yıktırmaya göndermiştir. Yemeğe katılacaklar, acaba Alevilerin oyunu alamayınca, Alevi Partisi kurulmasını uygun görenlerden para alanlar gibi mi olacaktır? Ya da Alevilere 3 trilyon ayıralım sözü üzerine hemen iktidar kapısına koşanlar gibi mi? Belki de iyi bir yöntem, ihale de verilebilir. Bir Alevi, Osmanlı deneyimini, Cumhuriyet’in ilk yılları deneyimini görmüş bir Alevi, sadece yemeği ve katılanları değil, dinin siyasete alet edilmesini kınar. Diyanet’e Aleviler için pay verilmesi çabasına girmez, Diyanet’i laikliği koruyacak biçime getirmeyi savunur (Hemen burada bir şeye dikkat çekmek istiyorum. Sekülarizm ve laisizm kavramları aynı şey gibi düşünülmemelidir. Bizim gibi ülkelerde Diyanet’i kaldırmak, tarikat tekeli kurmaya neden olabilir. Benzer şekilde, din derslerinin seçmeli olması daha mantıklı ve olması gereken bir yolken, günümüz şartlarında bu olduğunda, okuldaki din derslerini beğenmeyenler, kendilerince gerçek din dersi için tarikatlara koşacaktır. Bu gibi ayrımlar bu yazının konusu değildir.).

 

            İktidara gelmek için papaz kıyafeti giymeye razı olan bir Müslüman (!), değiştim derse üzerine o kıyafeti mi giymiş olur? Yoksa değişmiş midir? Önceden de aslında müttefiki olan; ama, bunu göremediğinden bir süre uzak kalan AB’ye yanaşırsa ya da hamisi ABD ile iş yaparsa çelişki mi olur bu sizce? Dini kullanarak iktidara gelip de Mısır’a karşı İngiltere’yi destekleyenler, İsrail’i hemen tanıyanlar aynı değil miydi?

 

            Demek ki ortada bir sorun var. Bu sorun “Alevi Sorunu” falan değil. Bu sorun mezhep çatışması da değil. Bu sorun düpedüz “Yönetim Sorunu”dur. İyi bir yönetim demek, iyi bir ekonomi, iyi bir siyaset, iyi bir eğitim demektir. Tabi bunların da iyi olması yönetimi daha da iyileştirir; ama, kendisini yönetemeyenleri, birileri yönetir. Örnek vermeye gerek yoktur sanırım. Alevilerle Sünniler birbirini öldürür, Kürt ile Türk de öldürür. Müslümanlarla Hıristiyanlar da öldürür. Bunlar gayet normal şeyler emperyalist yazında. Önemli olan, o an hangisine destek vereceğidir. Milliyetçilik diyerek, ABD kökenli ajanlarca eğitilenler de oldu. Yurdu seviyoruz diyerek, silah için başka ülkelere de kapılananlar oldu. Olacaktır da. Sorun, buna nasıl yaklaşıldığındadır. Şu an, ulusal ekonomisi çökmüş, iyi yönetilemeyen hem de 1938’den beri iyi yönetilemeyen bir ülkeyiz. Asıl sorun Muharrem iftarı değil. Tamam, Alevilerin ezilmişliği, sistemli horlanmışlığı çözüme ulaştırılmadır. Hem de derhal; ama, bu emperyalizmin piyonları aracılığıyla yapılırsa sorun yumak halini alır. Asıl sorun Cumhuriyet’in laiklik ilkesinin tehlikede olmasındadır. Devletçilik öldürüldü, halkçılık, milliyetçilik, devrimcilik saptırıldı. Bundan sonra da geriye Cumhuriyet demek için biraz daha gerçekçi olmamız gerekiyor. Bu söylem umutsuzluğun değil, var olanın deyimidir. Yoksa umut için uzağa gitmemize gerek yok. İşte tüm sorunların çözümü için anahtar:

 

“Efendiler, sırası gelmişken, aziz milletime şunu tavsiye ederim ki, bağrında yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki öz cevheri çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an geri kalmasın!” (Mustafa Kemal ATATÜRK)

 

 

 

 

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder
0 yorum yazilmistir
« Önceki - Sonraki »